Şehir Türleri Nelerdir?
Şehir türleri nelerdir? Bu soruyu bir sabah İzmir’in sıcak havasında, sabah çayı içen bir grup insan arasında düşündüm. Yani İzmir’de yaşamayan biri, herhalde şehirlere “hızlı, yavaş, bu arada kaybolan” gibi tanımlar koyar. Fakat şehirlere dair pek çok şey var. İzmir’in yoğun trafiğinde saatlerce sıkışıp kalan biri, İstanbul’un beton ormanında kaybolmuş bir turistin yerini bulmaya çalışan biri için, şehir türleri elbette farklı olabilir.
Ama ben de düşündüm: Gerçekten şehir türleri nelerdir? Kendi şehriyle barışık, her an her şeye hazırlıklı ya da akşamı sabaha bağlamak için fazlasıyla sosyal olan şehirler. Veya… ha, dur bir dakika, bunları sıralarken işin içine biraz mizah katmasam olmaz, değil mi?
1. “Kırmızı Lamba Bekleyeni” Şehir
İzmir’de yaşamanın bir faydası var: Trafikte yaşadığın stres, bir süre sonra seni “Kırmızı Lamba Bekleyeni” yapıyor. Sabah işe gitmek için evden çıkarken, bütün yolların kapalı olduğunu fark etmek… o an, “Bugün şansım açık değil,” diyerek, evin önündeki lamba karşısında beklemeye başlıyorsun. İşte bu, tam anlamıyla “Kırmızı Lamba Bekleyeni” şehir türüdür.
“Hayatımda ne yapıyorum?” diye kendini sorgularken, arka planda arabaların korna sesleri eşliğinde, İzmir’in güneşinin yavaşça seni bunaltması da cabası.
İç ses: “Bu sabah bir şeyler ters gidecek gibi hissediyorum. Kafamda 22 farklı olasılık var, bunların hepsi kötü senaryolar.”
2. “Fazla Sosyal, Fazla Parti” Şehir
Bir de var, sabah akşam insanları selamlayan, her köşede kafelerden kahve kokusu yükselen, günün her saatinde sokaklarda festival havası estiren şehirler var. Buralarda “sosyalleşmek” bir sanata dönüşüyor. İnsanlar birbirlerine o kadar samimi ki, ne zaman bir restorana girsen, hemen yeni bir arkadaş edinip, “Hadi bir dahaki sefere buluşalım!” teklifleri alıyorsun.
Ama gel gör ki, bir yerden sonra bu samimiyet beni biraz da bunaltıyor. Mesela bir kafede birini tanıyorsun ve beş dakika sonra “sosyal medya hesaplarını alabilir miyim?” gibi bir soru geliyor. Burada o kadar çok insan tanıyorsun ki, kimseyi gerçekten tanımıyorsun ama “tanıdık” hissediyorsun. Fazla sosyal, fazla parti olan şehir türü işte tam böyle bir şey!
İç ses: “Herhangi birine ‘günaydın’ dediğimde, bu kişiyle evlenip, iki çocuk sahibi olacağız sanırım. Çünkü İzmir’de ‘günaydın’ demek hayatı başlatmak demek.”
3. “Kahveci ve Kitapçı” Şehir
Bir başka şehir türü var ki, o da şehrin sürekli kahve içip kitap okuyan sakinleriyle dolu. Evet, kitapçılardan çıkmayan, kahve bağımlılığına yakalanmış, derin sohbetler yapmayı seven insanlarla çevrili bir şehir. Her köşe başında bir kafede, akşamları güneşin batışıyla beraber kitap okuyan insanları görmek mümkün.
Bu şehir türünde, her şeyin cevabını kitaplarda bulursun. Ama dikkat et! Bir gün bir arkadaşına “Hey, şu kitabı aldım, çok güzel” dediğinde, “Ben daha önce okumuştum, çok klasik ya” diye cevap alabilirsin. Bu durumda, kendini çaresiz ve biraz da ‘yetersiz’ hissetmen olası. Kitapçı ve kahveci şehir türü işte bu kadar entelektüel bir hal alıyor.
Diyalog:
Ben: “Bunu okudun mu?”
Arkadaşım: “Ah, evet, ama bence çok yüzeysel.”
Ben (iç ses): “Ya birader, daha dün elime aldım. Ne kadar yüzeysel olabilirim ki?”
4. “Beton Ormanında Kaybolan” Şehir
Bir de var, adını duyduğunda aslında hiçbir şey hissetmediğin ama içine girdiğinde gözlerini açıp kaybolduğun şehirler… Onlar, yüksek binaların arasına sıkışmış, kalabalık ve gürültülü, ama hep bir şeylerin eksik olduğu şehirlerdir. İyi de, bir insan bu kadar farklı mı hissedebilir?
Bir anda kendini kaybolmuş hissedersin. Çalışmaya gidersin, evine dönerken kaybolursun. Dört saattir yolda olduğunu fark edersin ve “Nereye gidiyorum?” diye düşünürsün. Ama endişelenme, senin gibi yüzlerce insan var.
İç ses: “Kaybolmak, bu şehrin bir parçası olmanın bedeli gibi. Ama olsun, her kaybolan sonunda geri döner, değil mi?”
5. “Büyükşehir Hayali” Şehir
Büyük şehirlerde yaşama isteği, çoğumuzun aklını kurcalayan bir konu. Çünkü bir şehir ne kadar büyükse, o kadar çok olanak sunar gibi gelir. Ama aslında gerçek durum farklıdır. “Büyükşehir hayali” şehrine gitmek, orada hayat kurmak isteyen birinin içindeki isyanı anlatır. Her şey büyük ve hızlıdır. Herkes bir yere yetişmek zorundadır.
Ve sonra düşünürsünüz: “Gerçekten ben bu hızlı tempoya ayak uydurabilir miyim?” Ama şehir büyüktür, kimse seni fark etmez ve bir süre sonra her şeyin bir parçası olursun. Bu, kaybolmanın başka bir türüdür.
İç ses: “Evet, burada her şey hızlı, ama belki de kaybolmak, biraz da özgürlüktür. Kimseye bağlı olmamak… gerçekten buna ihtiyacım var mı?”
Sonuç
Şehir türleri nelerdir? Şehirler çeşit çeşit, her biri birbirinden farklı. Kimi zaman kaybolur, kimi zaman kaybolmamaya karar veririz. Her şehir birer mini evren gibi. Kiminde sadece bir taksi şoförüyle kısa bir sohbet ederken, kiminde saatlerce insanlarla kaybolabiliriz. Her şehir, yaşam tarzına göre şekillenir.
Benim için, her şehir bir komedi filmi. Ve her zaman, “Yaşadığım şehri anlamaya çalışan bu yazıyı kim okur ki?” diye düşünürken bulurum kendimi. Ama belki de yazdığım şehirlere dair mizah, kim bilir, her birimizin ruhunu bir şekilde yansıtır.